Kendine Yeterli Toplum: Yerellik, Doğayla Uyumlu Tasarım ve Permakültür

Gumusluk-2015ProjGrpl

No Mono No Cry: Permakültür Tasarım Sertifika Kursundayken…

Eda Gunel’in dilinden-orjinali  matdunya on 23:53

Toprak yoldan aşağı iniyorum, solda tabelayı gördüm, patikaya girdim, koşuyorum sırtımda çantam, ilk derse geç kaldım da biraz. Ufak ve farklı mimarisi olan evler, odalar görünüyor ağaçların arasından, patika devam ediyor ve bir ses ”Hoşgeldin, Eda sanırım!” diyor, bir el uzanıyor, gülümsüyorum, ”Sen de Emre!” diyerek elimi uzatıyorum. Amfi tiyatroyu gösteriyor ve yine hızla ağaçların arasından geçerek, sağımda güzel bir göleti bırakıp varıyorum. Tanımadığım yüzler ile tanıdık bir ”hoşgeldin”, Serdar çantamı indirmeme yardım ediyor, hemen oturuyorum bir yere. Tanışma çemberindeyiz ve Gümüşlük Akademisi‘nde üçüncüsü düzenlenen permakültür tasarım sertifika kursu başlıyor…

10 gün boyunca Bodrum’un en güzel beldelerinden Gümüşlük‘te, izole ve özgür bir ruhla yaşatılan Gümüşlük Akademisi Vakfı‘nda sevgili Emet Değirmenci ve asistanı Serdar Sümer ile permakültür tasarım sertifika eğitimi alıp, yaşama dair sohbetler edip yaşadık! Sadece biz de yoktuk, Akademi’nin seçici yöneticisi, her şeyi Emre, işler hafiflediğinde dokunduğu piyano tuşları ile bizleri yeşil bir açık hava konserine götüren Eren, sağlıklı yemeklerimizi hazırlarken mutfağa girenlere kök söktüren ahçı ablalarımız ve akademinin tüm güler yüzlü emekçileri sayesinde konforlu ve sade günler geçirdik.

Öğretmenimiz Emet Değirmenci 14 yıl İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sismoloji uzmanı olarak çalışmış ve gerek yer bilimci olması gerekse uzun yıllar emek vermekte olduğu ekoloji aktivizmi onu doğal döngüleri daha derinlemesine tanımaya yöneltmiş. Edindiği permakültür sertifikası ile 1998 yılından itibaren yaşadığı Avustralya ve Yeni Zelanda‘daki eko-topluluklara ilişkin deneyimleri, öğrendiklerini paylaşmaya yöneltmiş. Ekolojik yolla toplumsal bir dönüşüme inanan Emet  2007 yılında Aotearoa/Yeni Zelanda’da ülkede bir ilk olacak, çok kültürlüğe dayanan Kollektif Kent Bahçesi http://www.innermostgardens.org.nz/ ağını kurarak ve bu proje ile Uluslararası Barış Federasyonu (Universal Peace Federation) tarafından barış elçisi olarak ödüllendirilmiş.  2007 yılından bu yana birçok proje ve eğitimi hayata geçiren Emet, aynı zamanda öğrenmeye devam ederek, hem yurt içinde hem de yurt dışında bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor. 2011 yılından bu yana Türkiye de ilk kez Yerel Üret Yerel Tüket sloganını öne atarak gıda üretimi ve tüketiminin tekrar yerelleşmesi konusuna dikkat çeken isimlerden. 2012 yılında Van‘da meydana gelen yıkıcı deprem sonrası sismoloji ve permakültür deneyimlerini birleştirerek Türkiye’nin ilk afet sonrası ekolojik restorasyon/permakültür projesini gerçekleştirmiş ve deneyimleri ABD’de yayınlanan Permaculture Activist Magazine adlı dergide yayınlamış, böylece yeşil aktivist ve permakültür camiasının bakışını Van Depremi‘ne çevirebilmiş. Benimse Emet ile tanışmamı sağlayan bir kitap, editörü ve aynı zamanda proje geliştiricisi olduğu Kadınlar Ekolojik Dönüşümde‘yi okuyarak Emet Değirmenci ismini ilk kez duydum. Türkiye’de eğitimlerine artık sadece Gümüşlük Akademisi’nde devam eden eko-eğitimci her yıl mayıs ayında Pdc (Permakültür Tasarım Sertifika) kursu düzenliyor. Son zamanlarda ayrıca, gıda özgürlüğü konseptine dayalı 2. kitabı ve Kazdağları‘nda inşa edeceği eko-yaşamı üzerinde çalışıyor.

Çok detaya girmeden hızlıca anlatmaya çalıştığım bu güçlü, aktivist kadından eğitim almak kadar arkadaş olmak da özel bir deneyimdi bizler için. Tabi Serdar olmasa ne yapardık gerçekten bilemiyorum. Yazın yenen domates, gölgede kalmış afrika menekşesi gibi olurduk sanırım 🙂
O kadar çok bilgi, kaynak, ders notu, anı ve fotoğrafımız var ki, bu yazıya hepsi sığmayacak, o nedenle bu yazının tamamlanmış hali belki bölümler halinde yayımlanabilecek. Kendi gözümden gün be gün neler yaptık, neler öğrendik yazabilmek hevesiyle yavaştan kurs güncesi hazırlarken ilk önce sevgili Emet’in ve katılımcı arkadaşlarımın düşünceleri öğrenmek, paylaşmak istedim ve ilk söyleşimi Emet Değirmenci ile gerçekleştirdim. Kırsalda olmadığı günlerde haberleşerek tamamladık diyebilirim. 🙂

Permakültür uygulamaları ülkemizde ne düzeyde sence? Yani dünyadaki çalışmalar ve uygulamalara baktığında Türkiye’ deki uygulamaları, kursları, çiftlik çalışmalarını nasıl değerlendirirsin?

Gittikçe tanınıyor. İnsanların balkon bahçelerinde ve kentteki apartman alanlarında ve hatta kent bostanlarında  uygulamalar yapmaları hoş şeyler. Adına permakültür ya da başka bir şey densin küresel iklim değişimi gerçeğinde insanlar sağ duyulu yöntemleri önemsiyor ve yaşamlarına geçirmeye çalışıyor. Başka bir deyişle az enerji gerektiren ve akıllı tasarımlara kulak veriyorlar. Gezi dönemindeki enerjinin yansımaları olarak İstanbul’ daki Roma ve Moda Bostanları bunların güzel örnekleri. Kuzguncuk’ taki bostanın Yedikule Bostanlarının rant simsarlarına karşı direnmesi  için yıllardır süren çabalar var.

Dünya ile kıyaslandığında kapitalizmin kendini yeşillendirmeye başladığını görüyoruz. Önerdiğimiz enerji korunumu, akıllı ve tasarruflu su yönetimi gibi yöntemleri gelişmiş ülkelerin yerel yönetimleri oldukça kolay benimsiyor. Türkiye’ deki baskıdan dolayı kamusal alanlarda kent bahçesi örnekleri geliştirme zor ve maalesef acılı bir süreç ola geldi. Ama bunu aşacağımıza inanıyorum. Var olan ve kurulacak çiftliklerden bazıları eko-topluluklara doğru evrilirse iyi olur.  Çünkü kolektif ve kalıcı enerjiye ve bunun yaratacağı kalıcı sinerjilere ihtiyacımız var.

Verdiğin kurslar ile permakültür tasarımcıları yetiştiriyorsun, sence bir tasarımcısının permakültür ilkelerinde olduğu gibi hep tüme odaklanması şart mı? Bütüncüllük ilkesine göre tüm yöntemleri bir arada mı kullanmalı yoksa ilkelerden faydalanarak tasarımcı kendine daha yakın hissettiği bir konuya odaklanırsa kedini geliştirmesi daha mı kolay olur? Mesela yapılara, enerji sistemlerine yada tarım, flora ve bitkilere odaklanarak  uzmanlaşılması konusunda düşüncen nedir?

Permakültürü (Sepp Holzer vb bazı ustalar gibi) sağ duyuyla bulunan akılcı ekolojik yaşam tasarımı olarak tanımlamak istiyorum. Çünkü ilkelerinin hepsi  ekolojinin kendi ilkeleri. Evet, tasarımda  resmi bütün olarak görmek önemlidir. Alınan risk ve kazanılan fırsatları (ki biz jargon olarak ona zon ve sektör analizi diyoruz) iyi saptamak gerekiyor. Sonrada sisteme koyacağımız her elementin birbiriyle ilişkisi bütünlükçü olmalı ki kuracağınız sistem dirençli olsun. Yeni sertifika kursu alan öğrencilerime daima en ilgi duyduğunuz hatta biraz alt yapınızın olduğu bir alandan başlasanız iyi olur diyorum. Tabii küçükten başlayıp yavaş yavaş büyüterek ilerlemek gerek. O kadar niş alan var ki; kendi araziniz olması ve hatta gıdaya odaklanmanız da gerekmiyor. Örneğin, atığı dönüştürüp güzel el sanatları yapabilir, bir dikine bahçe tasarlayabilir yada  kurak alan bitkilerine odaklanabilirsiniz.

Türkiye’de verdiğin eğitimler ile yurt dışında verdiğin eğitimlerin içeriklerinde yada uygulamalarında farklı bir yol izliyor musun?

İçerik olarak aynı ama uygulama farklılıkları oluyor. Tasarım projelerini 2 aya yaydığımız oluyor.

Gümüşlük Akademisinde verdiğin eğitimlerin senin için doyuruculuğu ne seviyede?

Doğal olarak her yerin kendi özelliği zamanla, gelen öğrenci kesitine de yansıyor. Gümüşlük Akademisi’ ne daha akademik ve felsefi yapıda insanlar gelmeye başladı ki bu beni mutlu ediyor, yenilenmek için fikir veriyor.

Her eğitimin sonunda değerlendirme yaparak, eğitim içeriğini yenilemeye çalıştığını biliyoruz, son verdiğin pdc kursun ile ilgili gözlem ve çıkarımların neler oldu?

Oldukça sorgulayan katılımcılardan oluşuyordu. Sistem sorgulamasını derinliğine yaptık, buda beni mutlu ediyor.  Örneğin, seneye kursun adı ne olur bilmiyorum ama daha spesifik bir içerik düşünüyoruz. Pilot uygulama alanları yanında ekoloji felsefesine ağırlık vereceğiz. Bunun yanında o yöredeki köylülerle olabildiğince bilgi alış verişini de önemsiyoruz ve daha çok yer vereceğiz.

Öğrencilerin desek?

Hmm… onlar benim en değerli arkadaşlarım. 3 yıldır 10 gün boyunca (neredeyse 120 saat) bir arada çalıştık, güldük, çatıştık, kaynaştık.  Adeta bir topluluk olduk, ki bu seneki kursta bu durum daha da derindi diyebilirim. Zaten topluluk ruhunu ve birbirinden öğrenmeyi çok (colearning) önemsiyorum. Gelecekte de birbirimizden öğrenmeye devam!

Yakın zamanda Türkiye’ye yerleşme planların olduğunu biliyorum, nerede ve nasıl bir yaşam tasarlamayı düşünüyorsun, biraz bahsedebilir misin?

Kazdağlarında yakın çevremizdeki ve bilgemizdeki arkadaşlarla  arazi odaklı, sinerjik bir eko-yaşam düşlüyorum. Somut bir adım atmadan çok şey söyleyebileceğimi sanmıyorum. Biyobölgesel hareketleri ve ekolojik dönüşüm modelleri geliştirmeyi önemsiyorum. Bakalım nasıl ilerleyecek, umarım bu yaz sen de gelir görürsün.

Türkiye’ye döneceğin bu dönem, 7 Haziran sonrası yeni bir dönem aslında, uzun bir diktatöryal dönemden çıkma umudunda ülke. Türkiye halklarını sence neler bekliyor?

Umarım insanların nefes alacağı bir dönem olur. Nitel bir sıçrayış beklemek doğru mu bilmiyorum. Ama dileğim özgürlüklerimizi yaşayabileceğimiz ve kendimizi  ifade edebileceğimiz bir dönem olması.

”Yaşayan her şey çevresiyle iletişim halindedir ve çevresini etkiler.”
Beni etkilediğin için teşekkürler Emet…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: